Uzay Hikayemiz (Gökteki Evler)


İnsanoğlu son yıllarda hızlı ve sistemli bir biçimde sürdürülen gezegen araştırmaları sayesinde her geçen gün yeni dünyalar keşfediyor.

Yazımızın önceki bölümlerinde sıkça bahsettiğimiz alternatif gezegen arayışlarında Kepler teleskobu ve NASA’nın yürüttüğü planlı ve başarıya ulaşan faaliyetler sonucunda şimdiden üçbin’den fazla  gezegen adayımız oldu. Elbette bunların büyük kısmı Jüpiter boyutunda ve yaşanabilir kuşak dışında bulunuyor. Ancak sayıları azda olsa yaşanabilir kuşakta bulunan ve uzak gelecekte insanlık için bir yuva olma ihtimali barındıran gezegenler var.

Peki bu gezegenler nasıl keşfediliyor? Kepler uzay teleskobu kızılötesi algılayıcısı sayesinde; yıldızların ışığını ve parlaklığını gözler ve yıldızların önünden veya çevresinden geçtiği esnada bu ışıkları titreştiren gezegenleri keşfetmeye çalışır. Bu proje için seçilen bölge ise Kuğu ve Lyra takımyıldızlarının bulunduğu bölgedir. Bu bölgenin avantajı ise Güneş’imizin ışığının teleskobu engellemeyecek konumda olması ve Dünya’nın yörüngesinden kaynaklı olabilecek sorunlardan daha az etkilenecek bir konumda olmasıdır.

Şu ana dek 3500’den fazla gezegen adayını keşfeden teleskop yaklaşık 4.5 yılı aşkın bir süredir gökleri insanlığın geleceği adına gözlüyor. Bu kadar gezegen tabi ki yaşamak için henüz elverişli değil. Burada ‘yaşanabilir kuşak’ denilen ve keşfedilen gezegenin yıldızına ne soğuk nede sıcak olacak şekilde yakın bir mesafede bulunması, sıvı suyun bulunabileceği bir ortam ve çevre şartları sunabilmesi ve atmosferinin belirli bir yoğunluğa sahip olması gibi öncelik arz eden oluşumlar da olmak zorunda.

Teleskobun adından esinlenerek isim verilen Kepler 62 ve Kepler 69 ile Gliese 667 C e gibi güneş sistemleri bize yaşanabilir kuşakta gezegenler sunan yıldız sistemlerine verilecek küçük birer örnek. İkili veya üçlü yıldız sistemlerinin çevresinde oluşan ve dönmekte olan bu gezegenlerin bazıları Dünya, bazıları da yaklaşık Jüpiter boyunda ve bir kısmı da yaşanabilir kuşakta yer alıyor. Ancak bulunduğumuz noktadan bu gezegenleri göremediğimiz ve sadece yıldızlarının önünden geçerken ışıklarını titreştirdiği için orada olduğunu kabul ettiğimiz bu gezegen adaylarının ne kadar yaşama elverişli olabileceği de şimdilik bir varsayımdan öte gitmeyecek halde.

Bu tür sorunlara ve aşılmaz görünen mesafelere rağmen bilim adamları çalışmaya devam ediyor. Voyager uzay aracının ancak 40 yıl gibi bir sürede terk edebildiği ve görece küçük olan Güneş Sistemimize göre birkaç ışık yılı ile otuz bin ışık yılı kadar uzaklara giden mesafe içinde yapılan keşifler geleceğin insanlarına umut aşılıyor. Bilim-kurgu filmlerinde gördüğümüz uzak gezegenlerde yaşayan insan kolonilerini gerçeğe dönüştürmek için çalışmamız, bir gün sona erecek ve Güneş tarafından yutulacak Dünya’yı uzak yerlerde yaşatabilmek için olacak.

29 Aralık, Kaynak: http://www.kepler.nasa.gov

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s